|
|
|

BURDUR TURİSTİK YERLER
ANTİK
KENTLER:

DÜĞER (TYMBRİANASSUS) :
Burdur’da Klasik Çağ’a ait bilinen en eski yerleşim yeri,
Düğer Köyü’ndedir. Yunan Arkaik Dönemi’ne rastlayan ve Frig
Kültürü özelliklerini gösteren Tymbrianassus Antik Kenti,
Yarışlı Gölü’nün doğu kıyısındaki yarımadada yer alır. Kent
M.Ö. 6. yüzyılın sonlarında kurulmuştur. Düğer’de bilimsel
kazı yapılmamış, kaçak kazılarda ortaya çıkarılan buluntuların
ele geçirilebilen büyük kısmı Burdur Arkeoloji Müzesi’nde
toplanmıştır.
Bulunan eserler arasında, tapınak olduğu sanılan birkaç
yapının pişmiş topraktan kaplama levhaları vardır. Bu levhalar
yapıyı doğanın yıpratmasından ve yangından korumak için
yapılmıştır. Levhaların üzerinde bulunan “Grifon” başlı hayvan
figürleri de, dinsel inançlar göre yapıyı kötü ruhlardan
korumaktadır. Dönemin süsleme motifi ise, dört yapraklı
yoncadır.
KİBYRA :
Burdur’un Gölhisar İlçesinde yer almaktadır. Çok yüksek
olmayan üç tepecik üzerinde kurulmuştur. Çevresinin sağlam
surlarla çevrili olduğu sanılan antik kent, dörtlü bir
tetrapolisin başkentidir. Tetrapolis, Kibyra, Oinoanda,
Balbura ve Budon sitelerinin birleşmesiyle
oluşmuştur.
Kibyra’nın atları ve silahşörleri ünlüdür. Kibyra’da
hayvancılık ileriydi. Aşağı agorada dericilik yapılıyordu.
Yakın zamana kadar işletilen maden ocakları ve arazinin doğal
yapısında bulunan demir madeni, Kibyra’da demircilik sanatının
varlığının
kanıtlarıdır.
En parlak dönemi M.S. 2. yüzyılda yaşayan antik kentin geçmişi
Helenistik döneme kadar uzanıyor. Kibyra’nın ilk halkı, Milias
kökenli Pisidyalılardır. Volkanik bir arazide kurulu şehir,
sık sık deprem felaketine uğramış, son bir depremden sonra
halkı yavaş yavaş çekilmiş ve Bizans döneminde küçük bir
yerleşme olarak varlığını
sürdürmüştür.
Kibyra, Burdur yöresinin oldukça iyi korunmuş antik
kentlerinden birisidir. Stadyum, tiyatro ve 4 bin kişi
alabilen küçük bir tiyatro havasındaki odeon, Kibyra’da sosyal
ve kültürel bir kavmin yaşadığını gösteriyor. Antik Frigya,
Pisidya, Likya ve Karya arasında bir geçiş bölgesi oluşturan
Kibyra, Kültür karakteri olarak bu dört antik bölge kültürünün
ortak izlerini taşıyor.
KREMNA :
Burdur’un Bucak İlçesinin Çamlık köyü yakınlarında yer alıyor.
Aksu vadisine hakim dil biçiminde bir tepe üzerinde kurulu
kentte, konumu nedeniyle Eski Yunanca’da “Uçurum” anlamına
gelen Kremna adı
verilmiştir.
Antik PİSİDYA bölgesinin önemli kentlerinden bir olan
Kremna’nın en eski kavmi Solymoslular’dır. Antik kent,
sırasıyla Lidya, Pers Makedonya, Bergama Krallığı, Roma ve
Bizans egemenliğinde kalmıştır. En parlak dönemini M.S. 2.
yüzyılda Roma devrinde yaşayan Kremna’nın kalıntıları, Roma
dönemine aittir. 1970-1972 yılları arasında yapılan kazılarda
ortaya çıkarılan olağanüstü güzellikteki Athene, Leto,
Nemesis, Asklepios, Hygeia, Herakles ve Apollon heykelleri,
Burdur Müzesi’nde sergilenmektedir. (Daha fazla
bilgi için tıklayın)
KODRULA :
Bucak ilçesine bağlı Kestel Köyü’nün yakınlarında yer alır.
Bugünkü Kestel Köyü’nün adı da antik Kodrula’dan gelmektedir.
Helenistik dönemden Bizans dönemine kadar kesintisiz yerleşim
yeri olmayı sürdüren antik kentin yapıları, zirveden yamaçlara
kadar inmektedir. Etekte işlevi anlaşılamayan büyük bir yapı
bulunmakta, bunun doğusunda Dor düzeninde yapılmış bir tapınak
yer almaktadır. Nekrtopol, şehrin cephesindeki kesme taşlardan
yapılmış sur kalıntılarının dışındadır.
SİA (TAŞTANDAM) :
Bucak İlçesinin Kızılkaya bucağına bağlı Karaot Köyü sınırları
içindedir. Kalıntıları nedeniyle “Taştandam” denilen Sia Antik
Kenti, bir Pamfilya kentidir. Taştandam tepesi ile güney ve
batı etekleri üzerinde kurulu kentin, kuzey, doğu ve güney
kayalıkları iki üç katlı ve güçlendirilmiş surlarla
çevrilidir. Eteklerinde kısmen düz ve çamlık yerler, şehrin
kutsal ve nekropol alanıdır. Mezar anıtları da buradadır.
Helenistik ve Roma dönemlerine ilişkin kalıntılar içeren
şehir, yerleşim yerinden uzaklığı ve yolunun olmayışı
nedeniyle çok iyi korunarak günümüze kadar
gelmiştir.
SAGALASSOS :
Sagalassos antik kenti ilk kez 1706’da Fransız bir gezgin tarafından
bulundu. Ancak bu yerleşim yerinin Batı Torosların en önemli antik kentlerinden
Sagalassos olarak tanımlanması ancak 1824’te gerçekleşti. Bu kentte kazılara
1985’te başlandı. Kazılar günümüzde de hala devam ediyor. Bu yerin seçilmesinin
başlıca nedeni dağların sağladığı koruma olsa gerek.Ayrıca Tekne Tepe’nin
batısında bulunan geçitin kontrolü de önemli nedenler arasında. Bölgenin en geç
M.Ö 6000’de yerleşime açıldığı düşünülüyor. Sagalassos kentinin ise M.Ö
3000’lerde yerleşime sahne olduğu, yine aynı zamanlarda adını aldığı
düşünülüyor. Pisidia kabilelerinin M.Ö 1000’de buraya varmışlar. Ormanların
kesilmesi M.Ö 1700’lerde bölgede Pisidia’lilarin yaşadığına bir kanıt
oluşturuyor. Daha sonra tarımın yoğunlaşmış ve ekonominin Hitit İmparatorluğunun
çöküşüyle başlayan karanlık çağlarda kapalı ekonomi ile en üst düzeye
ulaşmıştır. M.Ö....
(Daha fazla bilgi için tıklayın)
BUBON :
Gölhisar ilçesinin İbecik Köyü yakınlarında, Dikmen Tepesi
denilen mevkidedir. Pınar meşesi denilen sık çalılıkların
içinde gizlenen Bubon Antik Kenti, 1960’lı yıllarda büyük bir
yağmaya uğramış, M.S. 2. yüzyıla tarihlenen birçok bronz
heykel başı yurt dışına kaçırılırken yakalanarak Burdur
Müzesi’ne kazandırılmıştır. Görkemli Apollon heykeli, müzede
sergilenmektedir. Bu buluntular, Bubon’da antik çağlarda bir
bronz heykelcilik okulu ve atölyesinin varlığını
kanıtlamaktadır. Kaçak kazılarda çok büyük tahribata uğramış
şehirde, günümüze kadar gelen kalıntılardan Agora, Tiyatro, Su
Sarnıcı, Çeşme ve Mabetlerin olduğu
anlaşılmaktadır.
Bubon antik kentinin geçmişi hakkında fazla bir şey
bilinmiyor. M.Ö. 190 yıllarında Araxs’ın müttefiki olarak
savaşa giren, daha sonra Oioanda, Balbura ve Kibyra
kentlerinin oluşturduğu Tetrapolis’te yer alan Bubon, diğer
şehirlerle birlikte Likya’ya geçmiştir. M.S. 1. yüzyılda ise
bir Roma kenti olarak karşımıza çıkmaktadır.
BURDURDA’Kİ DİĞER ANTİK KENTLER, KALINTILAR; YERLERİ VE DÖNEMLERİ
MOATRA :
Merkeze bağlı bereket Köyü’nde, Klasik dönem Roma
şehri.
KORMASA : Merkeze bağlı Boğaziçi Köyü’nde, Klasik dönem
Psid
şehri.
MALLOS : Merkeze bağlı Karacaören Köyü’nde, Klasik
dönem Roma
şehri.
HADRİANİ : Merkeze bağlı Cavurören Köyü’nde, Roma
şehri.
SYSİANAİ : Merkeze bağlı Karakent Köyü’nde, Roma
şehri.
MALGASA : Merkeze bağlı Kavacık Köyü’nde, Psid
şehri.
OLBASA : Merkeze bağlı Belenli Köyü’nde, Klasik dönem
Roma
şehri.
MACROPEDİUM : Merkeze bağlı Akören Köyü’nde, Klasik
dönem Roma
şehri.
KERAİTAE : Bucak Belören köyünde, Klasik dönem Roma
şehri.
KOMAMA : Bucak’a bağlı Kızılkaya Kasabasının Ürkütlü
Köyü’nde, Klasik dönem Yunan yerleşim
yeri.
NEKROPOL: Uylupınar köyünde, Frig-Pers dönemi mezarlık
alanı.
POLYETTA : Yeşilova’nın Yarışlı Köyü’nde, Psid
şehri.
TAKİNA : Yeşilova Yarışlı köyünde, Psid
şehri.
TÜMÜLÜS : Tefenni’nin Yuvalak
Köyü’nde.
ÜÇTEPELER TÜMÜLÜSLERİ : Yeşilova’nın Mürseller
Köyü’nde, Klasik
dönem.
MABET KALINTISI : Burdur şehir merkezinde, Frig
dönemi.
KAYA KABARTMASI : Tefenni Yuvalak Köyü’nde,
Klasik dönem Yunan
Çağı.
MALYASTARA : Lengüme Köyü’nde, Psid
şehri.
PANEMÖTEİKHAS : Bucak Boğazköy’de, Roma
Dönemi.
CAMİLER
ve TÜRBELER:
SELİMZADE
CAMİSİ : Kentin
doğusundadır. Yapım tarihi bilinmemekle birlikte 1889’da
yapılan türbeden daha eski olduğu sanılmaktadır. Duvarlar
moloz taştandır. Alt sıradaki pencereler yuvarlak taş
kemerlidir. Yapının kuzeyinde ahşap direkler üzerinde son
cemaat yeri bulunmaktadır. İzlerden önceleri burada sundurmalı
bir son cemaat yeri bulunduğu anlaşılmaktadır. Minare tabanı
taştandır. Taş gövde 1914 depreminde yıkılınca yeniden ahşap
olarak
yapılmıştır.
Caminin kuzeyindeki son cemaat yerine açılan taçkapı
taştandır. Dar ve yuvarlak kemerli, tek kanatlı ve dikdörtgen
çerçeve içinde oluşu bu kapının önemli özelliğidir. Kapı
kemerinin yanlarındaki iki küçük rozet de yapıya gerçek bir
görünüm kazandırmaktadır.
TEPE CAMİSİ : Tepe mahallesindedir. Mescitken sonradan camiye dönüştürülmüş bir karkas yapıdır. Üstü oluklu çinkoyla örtülüdür. Minaresi ve yazıtı yoktur.
KAYIŞOĞLU CAMİSİ : Burdur’un en eski yerleşme yerlerinden Kuyu mahallesindedir. Taş temel üstünde yükselen ahşap bir minaresi vardır. Yapının 1872’de onarıldığı bilinmektedir. Kapıdaki yazıtında Kınalızade Emin Bey adı geçmektedir.
MUSTAFA HOCA CAMİSİ : “Kuyu Camisi” adıyla da anılmaktadır. Çatısı kiremitle örtülüdür. Caminin kubbemsi tavanının ortası süslemelidir. Ahşap gövdeli minaresi saçla kaplanmıştır.
HECİN CAMİSİ : Eski yazıtına göre 1875 yılında yapılmış, 1914 depreminde yıkılmış, 1930’da yeniden yapılmıştır. Ahşap ve karkas caminin üstü oluklu çinko ile örtülüdür. İlk yapımında ahşap olan minaresini, yıkıldıktan sonra 1900’de Hacı Hacer yeniletmiştir.
SELİMOĞLU CAMİSİ : Yazıtına göre Arap Selimoğlu yaptırmıştır. 1914 depreminde yıkılmış, Kahya oğlu Hacı Osman ve kardeşi Hacı Hüseyin’ce yeniden yaptırılmıştır. Bağdadi karkas biçimli olan yapı, sıvalıdır. Üstü oluklu çinko ile örtülüdür. Minaresi, eski taş temeli üstüne, Kağıtçı Hacı Süleyman Efendi tarafından yeniden ahşap olarak yaptırılmıştır.
GAZİ CAMİSİ : Gazi Caddesindedir. 1914 depreminde yıkılmış, yeniden yaptırılmıştır. Taş temel üstünde, ahşap karkasdır. Kiremitle örtülüdür. Minaresi yerli ustalarca kesme Burdur taşından yapılmıştır.
ÇEŞMEDAMI CAMİSİ : Çeşmedamı mahallesindedir. 1842 tarihli bir vakıfnamede camiden “Muallimhane” olarak söz edilmektedir. 1914 yılında yıkılmayan birkaç yapıdan biridir. Üstü kiremitle örtülüdür. Minaresi, yazısı ve kadınlar bölümü yoktur.
NURCAMİ : Eski Hıristiyan mahallesindedir. 1953’de hayırseverlerce yaptırılmıştır. İç duvarları betonarme, dış kaplamaysa kesme Burdur taşındandır. Burdur’un tek kubbeli camisidir. Minaresi yerli ustalarca ve Burdur taşından işlemeli biçimde yapılmıştır. Özellikle tekniği açısından başarılıdır.
TAŞCAMİ (TAŞDEMİR CAMİSİ) : Yenice mahallesindedir. 1782’de Hacı Molla yaptırmıştır. 1914’deki depremde yıkılmış, ahşap olarak yeniden yapılmıştır. 1971 depreminden sonra onarılmıştır. Yıkılan minaresi yeniden kesme taştan yapılmıştır.
DİVANBABA CAMİSİ : Değirmenler mahallesindedir. Yapım tarihi bilinmemektedir. Ancak, minarenin yazıtında 1775’de Tilurizade Hacı Süleyman’ca yaptırıldığı belirtilmektedir. 1971 depreminden sonra onarılmıştır.
ŞEYH SİNAN CAMİSİ : Sinan mahallesindedir. 1776’da Çelik Mehmet Paşa tarafından medreseyle birlikte yaptırılmıştır. Burdur kesme taşından ince görünümlü minaresi 1914 depreminde yıkılmıştır.
ULUCAMİ : Pazar
mahallesindeki Pazar düzlüğünde, yüksek bir tepededir. Vakıf
kayıtlarına göre Hamit Oğlu Dündar Bey yaptırmıştır. 1914
depreminde yıkılan minaresinin yazıtında 1300’de yaptırıldığı
yazılıdır. Çelik Mehmet Paşa 1749’da onartmıştır. Depremden
sonra 1919’da ahşap karkas olarak
yapılmıştır.
Doğu kuzey ve batısında üç kapısı vardır. İçten yarım
kubbelidir. Kuzey kapısı yönündeki ikinci cemaat yerini, üç
kubbe örtmektedir. 1971 depreminde zarar görmüşse de Vakıflar
İdaresince
onartılmıştır.
Ayrıca Tabak, Taş, Karasenir Saden (Aşağı Dilbaba), Manastır,
Eskiyeni, Çakmakçı, Recep, Ağıl (Hacı Bayram), Kazancıoğlu
camileri
sayılabilir.
Bunların yanında Nur, Bahçelievler, Kasaboğlu, Şirinevler,
Kameriye, Marangozlar Sitesi, Yeni Pazar, Hilal ve Gölhisar’da
Dengere camileri de yeni yapılan camilerdir.
SELİMOĞLU TÜRBESİ : Selimoğlu Camisinin kuzeybatısındadır. Minare tabanına bitişiktir. Kesme taştan kare planlıdır. Yazıtına göre 1889’da Hacı İsmail yaptırmıştır. Kapısı yuvarlak kemerli olup, mekan küçük bir kubbeyle örtülmüştür.
HIDIRLIK TÜRBESİ : Kesme taştan yaptırılmıştır. XIV. ya da XV. y.y.’da yapılmış olan türbe, Hıdrellez (Hıdırlık) denen bahçeler arasındadır. Kare planlı türbenin kapı eşiğinden yukarısı, sekizgen bir biçim alır. Büyükçe bir bölümü toprağa gömülü ve yıkıktır. Sekizgen bölüm daha yüksektir, pahlı silmeyi izleyen üçgen çatılı bir külahla örtülüdür. Dış kenarlarında zeminin dolması ile tüm kenarlar aynı yükseklikte görünmektedir. Zeminden dört taş sırası (Yaklaşık 150 cm.) yüksekte olan kapıya duvarlardan konsol biçiminde dört basamak merdivenle çıkılmaktadır. Kapı önünde küçük bir sahanlıkla kırık basamaklar vardır. İki bölümlü yapının altı mezarlıktır. Bölümler ahşap bir döşemeyle ayrılmaktadır. Duvarlar kesme taş ve sıvasızdır. Doğu yanındaki pencere içte üst üste iki kemerlidir. Güney yüzde, nişler içinde üstü mukarnas dolgulu mihrap vardır. Mekanın içten kubbeyle örtülü olduğu sanılmaktadır.
ONACAK TÜRBESİ : Halen Yeşilova ilçesine bağlı Yeşilova’ya 31, Burdur’a 50 km. uzaklıkta Erli Ovası’nda küçük bir köydür. Köyün ismi olan “Onacak” kelimesi "Onmak"tan gelmektedir.
DOĞAL GÜZELLİKLERİNSUYU MAĞARASI
Burdur İnsuyu Mağarası, Burdur-Antalya Karayolu
üzerinde, Burdur’a 15 km. uzaklıkta bulunan ve ülkemizde
turizme ilk açılan mağaradır. 597 m. Uzunluğundadır. Su
yüzeyine paraleldir. İçinde akarsular ve göller
bulunmaktadır.
Mağara ilk kez mağarabilimci Jeolog Dr. Temuçin AYGEN
tarafından bulunmuş ve dönemin Valisi Vefik KİTAPÇIGİL’in
çabalarıyla 1966 yılında turizme
açılmıştır.
597 metrelik bölümü gezilebilen mağaranın içinde birbirleriyle
bağlantılı irili ufaklı dokuz göl vardır. Bunlardan "Büyük
Göl" adıyla anılanı 512 m2’lik alanıyla Türkiye’nin en büyük
yer altı
gölüdür.
Oluşumu 10 milyon yıl öncesine dayanan mağara, yukarıdan
damlayan kireçli suların katılaşmasıyla oluşan kolonlar ve
tavandan aşağıya sarkan kalker birikintileriyle bir saray
görünümündedir. Dilek Gölü’nde bulunan dikit, 6 metrelik
boyuyla Türkiye’nin en büyük dikiti ve bir doğa
harikasıdır
GELENEKSEL TÜRK EVLERİ
TAŞODA
17. yüzyılda yapılmış geleneksel Türk sivil mimarlık
örneklerinden biridir. Bahçe içinde iki katlı bir konaktır.
Alt kat depo ve ahır, üst kat oturma bölümü olarak inşa
edilmiştir. Adını baş oda kısmının kesme taştan yapılmış
olmasından almaktadır. Yapının en eski ve orijinal bölümü,
"Başoda" diye adlandırılan odasıdır. Başoda’nın girişinde
solda yüklük ve dolaplar, karşı duvarda gömme dolaplar ve ocak
sağda ise bir Bursa kemeriyle ayrılmış ve çıkmayla son bulan
seki yer almaktadır. Pencere kepenkleri ve dolap kapaklarının
aynaları altın varak kaplı kornişlerle çevrelenmiş, yüklük
kapakları kündekari tekniğinde yapılmıştır. Yüklük kapakları
altın ve gümüş varaklarla bezenmiş, gümüş varakların üzeri
kapak işi stilize bitki motifleri ile süslenmiştir. Taşoda’nın
sofa ve başodasının tavanları ahşap tavan işçiliği, kalem işi,
altın gümüş varak işlemelerle göz alıcıdır. Etnoğrafya Müzesi
olarak kullanılmak üzere restore edilmiştir.
KOCAODA
Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerinden birisidir.
17. yüzyılda yapılmıştır. Bahçe içinde, iki katlıdır. Taş
temel üzerine kerpiç ve ahşap yapı malzemesiyle inşa
edilmiştir. Tavanları, hayat bölümü ve özellikle başodası,
altın ve gümüş varak kullanılarak geometrik, arabesk çiçek
motifleriyle bezenmiştir. Başoda kapısından başlayarak pencere
ve vitray pencereleri, dolap kapakları ve üzerindeki nişleri,
davlumbazı, yüklük kapakları, pencereler arasındaki ahşap
kaplanmış boşlukları, pervazları ve tavan süslemeleriyle ender
rastlanan güzellikte bir odadır. "Müze Ev" olarak kullanılmak
üzere restore edilmiştir.
MISIRLILAR EVİ
Kent merkezinde, Oluklaraltı semtinde bulunan Mısırlılar Evi,
dış yapısı, planı ve süslemeleriyle devrinin tüm özelliklerini
taşıyan sivil mimarlık örneklerinden biridir. 19. yüzyılda
yapılmış bu yapı, küçük bir bahçe içinde ve iki katlıdır. Alt
katı taştır. Üst kat ise Bağdadi tekniğinde yapılmıştır. Geç
dönem Osmanlı Mimarisi’nin güzel bir örneği olan Mısırlılar
Evi, alçı şerbetlik, ahşap yüklükler, ahşap tavan ve
tabanlarla süslüdür. Başoda’nın tavanında dairelerle
oluşturulmuş, çiçek motifleriyle bezenmiş bir orta göbek ve
bunu çevreleyen baklava dilimi motifleriyle süslü bir bordür
yer almaktadır.
PİRKULZADE KÜTÜPHANESİ
Burdur Müzesi’nin içinde bulunan kütüphane yapısı, Osmanlı
mimarisinin güzel bir örneğidir. Kütüphane bugün var olmayan
Pirkulzade Medresesi’nin bir parçasıdır. 1824 tarihli
vakfiyeye göre, Burdur Müftüsü Küçük Şeyh Mustafa Efendi
tarafından yaptırılmıştır. Son hafızı kütüpleri Pirkulzade
Hacı Hasan Efendi ve oğlu Hacı Necip Efendi olduklarından,
Pirkulzade adı ile günümüze kadar gelmiştir. Pirkulzade
Kütüphanesi, kare planlı, kubbeli, tek bir mekandan
oluşmaktadır. Dış cephesi yöresel bir taşla örülüdür. Doğudan,
geniş bir eyvanın ortasındaki kapıdan girilen yapının, güney
dışında tüm cephelerinde demir kafesli pencereler vardır.
Pencere üstleri beyaz taşlarla yapılmış yalancı kemerlerle
süslüdür. İç kısımda güney duvarına, kitap rafları için
kemerli niş biçiminde bölmeler bırakılmıştır.
SUSUZHAN
Susuz Köyü’ndedir. Yazıtı yoktur. Ancak mimari özeliklerinden
ve süslemelerinden XIII. Yüzyıl sonlarındaki Selçuklu
sanatının ürünü olduğu sanılmaktadır. Kareye yakın dikdörtgen
planda, tamamı kesme taştan bir yapıdır. En gösterişli yeri
taç kapısıdır. Kapının yan söve kanatları, boş yer kalmayacak
biçimde geometrik desenlerle süslenmiştir. Giriş nişinin
üstünde geometrik oyma süslü iki kabara rozeti bulunmaktadır.
Asıl nişin sağında ve solunda, kemer biçiminde yılan
kabartmalarda iki küçük niş daha vardır. Bunların kalınlığında
da iki ejder başı süslemeyi tamamlamaktadır.
İNCİRHAN
Bucak İlçesinin İncirdere Köyü’ndedir. XIII. Yüzyılda Selçuklu
Hükümdarı Gıyasettin Keyhüsrev bin Keykubat tarafından
yaptırılmıştır. Kapalı bölümü dikdörtgen biçimindeki
kervansaray, kesme taştan yalın bir işçilikle inşa edilmiştir.
Ortasındaki anıtsal taç kapının ön yüzü ve kapı nişinin içi,
yapının genel mimarisiyle uyum sağlayacak biçimde
süslenmiştir.
Sütun başlıklarının iki yanında incelikle işlenmiş iki rozet,
eyvan kemerlerinin başladığı yerlerde iki aslan kabartması ve
iki güneş kursu yapının süslemelerini
oluşturmaktadır.
BALTAOĞLU
HAMAMI
Çeşmedamı mahallesindedir. Burdur’un en eski hamamı olduğu
sanılan yapının hangi dönemde yapıldığı bilinmemektedir.
Toprak yüzeyinin çok altındadır. Hamam 1950’lerdeki sahibinin
adıyla anılmaktadır.
ESKİYENİ HAMAMI
Üçdibek mahallesindedir. Yazıtı yoktur. Aynı adla anılan
caminin yanındadır. Burdur’un en eski eserlerindendir.
Vakıflar İdaresine aittir. Eskiyeni Hamamı’nın 1803’de Mehmet
Kethüda tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.
TABAK HAMAMI
Ulu Cami’nin kuzeydoğusundaki Tabak Cami’nin bitişiğindedir.
Vakıf kayıtlarına göre 1523’de Şeyhülislam Bedayi Efendi
tarafından yaptırılmıştır. Önemli bir özelliği yoktur. Ahşap
çatılı kare planlı, soyunmalığın iki yanındaki sıcaklık
bölümlerinin çıkıntılar oluşturması, geleneksel taşra
hamamlarına özgüdür. Moloz taştan beden duvarlarında yer alan
kapı ve pencerelerin çıkıntılı işlenmiş kesme taş, söve ve
silmeleri, geç dönem özellikleridir. Soyunmalığı tepeden
aydınlatan ahşap fener kiremit çatının
ortasındadır.
Ayrıca Hocabali, Yenice hamamları da kayda değer özellik
taşımaktadır.
ÇEŞMELER
Çeşmelerin pek çoğu günümüzde tümüyle yıkık ya da kullanılmayacak durumdadır. Oysa üstlerindeki süslemeler ve hat sanatı, Türk Taş işçiliğinin ince örnekleridir. Ayrıca kurnalar da bir ustalık ürünüdür.